Hz. Hadimi

Kamil odur ki koya dünyada bir eser
Eseri olmayanın yerinde yeller eser 

Hz. Hadimi

 

HZ. HADİMİ

Hadim, hamuru yüzlerce yıl İslamla yoğrulmuş Anadolu’nun bilime ve medeniyete yön verildiği onlarca ilim ve bilim adamının yetiştirildiği kutlu bir ilçe. Bu âlimlerden birisi de 1701-1762 yılları arasında yaşamış hukuk alanında önemli eserler vermiş, cihan âlimi olarak anılan Hadimi Hazretleridir.

SAYISIZ ALİM YETİŞTİRDİ

Hz. Hadimi hakkında araştırma yapan Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Dilek Bülbül yaptığı açıklamada Hz. Hadimi’nin sayısız âlim yetiştirerek çeşitli ülkelere gönderdiğini söyledi. Dilek Bülbül, “Asıl adı Muhammed b. Mustafa b. Osman el-Hüseynî el-Müftî el-Hadimî Ebu Said-i Nakşibendî olan bu büyük İslâm âlimi, ilk eğitimini 5 yaşındayken o dönemin ünlü âlimi olan babası Kara Hacı Mustafa Efendi’den aldı. Hz. Hadimi 10 yaşında Kur’ an- ı Kerim’ i ezberlemiştir. Bunun yanı sıra tasavvuf eğitimi alan Hz. Hadimi Arapça ve Farsça’yı da hızlı bir şekilde öğrenmiştir. Babasının eğitiminden sonra 5 yıl aralıksız Karatay Medresesinde İbrahim Efendi’den ders almış ve sonrasında İstanbul’a giderek Kazabadî Ahmet Efendi’den icazetini almıştır. Sonrasında Hadim’e dönen Hz. Hadimi medresede Arapça, Farsça, fıkıh usulü, fıkıh, tefsir, kelam, hadis ve edebiyat gibi dersler vermiş; Anadolu’nun birçok yerinden gelen Müftüzade Muhammed Antakî, Ürgüplü Ahmet Efendi, Konyalı İsmail Hakkı Efendi, Kayserili Hacı İsmail Efendi, İsmail Gelenbevî, Mehmet Kırkağacî ve Hafız Hasan Üskübî gibi sayısız ismi yetiştirmiştir.
Hz. Hadimi’nin İslam hukuku, İslam ahlakı ve sosyal konularda birçok eseri vardır. Altmış üç eseri arasında, Tarikat-ı Muhammediye, Besmele Şerhi, Nakşibendi Risalesi, Mecmüat’ür Risale en çok bilinenlerdir. Mecami’ul-Hakayık eseri, Mecelle’nin küllî kaidelerine kaynak olmuştur. Ayrıca bir divanı dolduracak kadar şiir yazmış olduğu bilinmektedir.” dedi.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN SOYUNDAN

Hüseyni kolundan seyidi olan, Nakşibendiliğin Anadolu’daki temsilcisi ve birçok keramet sahibi olan Hz. Hadimi’nin bu dönemde şanı bütün Anadolu’ya yayılmıştır. Hatta 3.Ahmet ve 1.Mahmut gibi padişahlar zamanında Ayasofya’da huzur dersleri vermesi için birkaç kez İstanbul’a çağırılmıştır. Padişahlar tarafından İstanbul’da kalması istense de memleketi Hadim’e dönmüş ve buradaki medresesinde müderrislik yapmaya devam etmiştir. Hz. Hadimi Hanefi mezhebindendi. Kendi el yazısı ile yazdığı bir yazıda; oniki imamdan olan Cafer- i Sadık neslinden, dolayısıyla Hz. Peygamber efendimizin neslinden gelmiş olduğunu yazmıştır.  

GÜNÜMÜZ HUKUKÇULARINA ÖNDERLİK EDİYOR

Araştırmacı yazar Av. Serdar Ceylan, Hâdimî Hazretlerinin yaşadığımız coğrafyanın önemli bir şahsiyet ve millî hukukumuz olan Mecelle’nin yazılmasında da katkıları olan önemli bir hukukçu olduğundan dolayı da günümüz genç hukukçularına hâlâ önderlik ettiğini söyledi.

400 ODALI MEDRESE

Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Yakup Koçyiğit, Hâdimî Hazretlerinin Peygamber soyundan geldiğini ve “Seyyîd” olduğunu vurguladı. Yrd. Doç. Dr. Yakup Koçyiğit, Osmanlı’nın son dönemlerinde kütüphanelerin başına gelenlerden ve kitapların yakılıp yok edilmesinden dolayı Nakib’ul-Eşrâf kayıtlarına ulaşılamadığının altını çizerek Hâdimî medreselerinin 400 odaya ulaştığını, aynı anda bir dönemde 800 kişinin medrese eğitimi gördüğünü  ve on binlerce öğrenci yetiştirildiğini ifade etti. 

Ebû Saîd Muhammed el-Hâdimî’nin medrese âlimleri ile sûfîler arasında süregelen tartışmaların dışında kalarak hem geleneğe bağlı yetkili bir âlim ve müftü hem de bir tarikat şeyhi olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Yakup Koçyiğit, “Muhammed Hâdimî Hazretleri, Tasavvufî tecrübeler nasslara uygun düşüyorsa kabul etmiş, düşmüyorsa reddetmiş ve ilmiyle amel etmeyi tercih etmiştir. Zâhir ile Bâtını, yâni medrese ilmiyle tekke ilmini mezcetmiş, bunu da hakkıyla temsil etmiştir.”dedi.

Muhammed Hâdimî’nin ideal bir İslâm toplumunun ancak İslâm ahlâkıyla inşâ edilebileceğini savunduğunu belirten  Koçyiğit, “Kendisi, toplumun ahlâkî seviyesini yükseltecek temel konulara yönelmiştir. Suizan hakkında bir risâle kaleme almış, hüsnüzannı esas alarak çevresine tavsiye etmiştir. Tekfir anlayışını tenkit etmiş ve bir kişinin kendisi açıkça beyan etmedikçe kâfir olarak yaftalanamayacağını söylemiştir. Yönetim çevrelerinden ve günlük siyasetten uzak durmuş; ilme ve talebe yetiştirmeye, eser telifne ve halkı irşad etmeye odaklanmıştır. Şan ve şöhretten uzak durmuş; sâde bir hayat sürmüştür.”dedi.              

 

 
BİZİ TAKİP EDİN